Yolsuz Yolculuk: Metro - (22.1.2004) |
Metronun ayırt edici özelliği “yolâ€?suz yolculuk ettirmesidir. Kavramsal olarak, kurgubilimsel fantezilerden aşina olduğumuz ışınlanmaya yakındır. Sadece hareket edilen ve varılan yerler vardır. Bu bakımdan, varılacak hedefler ve başarılacak işler üzerine kurulu modern hayatın kendisine de birebir uygun düşer. 1'ler ve 0'larla ölçülen bu hayatta, metro sizin “0â€? olan, “işe yaramazâ€? yolculuğunuzu kısaltır ve hedefinize zaman kaybetmeden ulaşmanızı sağlar. Böyle bakıldığında, maden işçilerini evlerinden madenlere en kısa zamanda ulaştırmak amacıyla 1863 yılında Londra Metrosu faaliyete girdiğinden bu yana metronun işlevinde pek birşey değişmediği görülür.
Metronun modern birey üzerindeki psikolojik etkisi de metropol hayatının yarattığı kopukluk, boşluk hissi, yalnızlık gibi etkileri arttırmak yönündedir. Metro yolları yok ederek coğrafi yakınlık/uzaklıkları yıkar. Komşu mahalleler ve şehrin uzak köşeleri metroyla bağlı oldukları sürece neredeyse eşit uzaklıktadırlar. Duraklara bölünen şehri, birbirlerinden kopuk, uzayda dağılmış noktalar haline getirir ve herkesin bu noktaları kendince birleştirmesine olanak sağlar. Bunun sonucunda, metropol insanının kafasında 3-4 mahallelik kendi kentcikleri oluşur. Bu mahalleler modern şehir insanının hayatının biri birinden kopuk parçalarını temsil eden “işâ€?, “evâ€?, “dinlence/eğlenceâ€? mahalleleridir. Coğrafi yakınlık/uzaklıkların yerini hayali yakınlık/uzaklıklara bırakması ve herkesin kendi gerçeküstü şehrine biraz daha itilmesi tanıdık “büyük şehir yalnızlığıâ€?nı biraz daha pekiştirir.
Metro, hayatın rastlantısal akışına ters duran, modern zamanların icatlarından birisidir. Tüm teknolojiler gibi hayatı kolaylaştırmak adına gerçekten soyutlar. Günümüzün vazgeçilmezi olarak sunulan iletişim teknolojisinin bu anlamda bir tamamlayanıdır. İletişim teknolojisi bilginin akışını sağlarken, ulaşım teknolojisi insanın hareketini sağlar. Nasıl iletişim teknolojisi bilgi ile bilginin akışını birbirinden soyutluyorsa, ulaşım teknolojisi metro da insanı hareketinden soyutlar. Cep telefonunun “evde bulamamakâ€? ihtimalini ortadan kaldırıp, hayatın rastlantısallığını bastırması gibi, metro da, “ulaşımâ€?ı hesaplanabilir hale getirir. Dakiktir. İş-ev arasındaki modern insanın zaten çok öngörülebilir olan hayatını artık saniyeler ölçüsünde bilinebilir kılar, bir ölçü daha kalıplaştırmış olur.
Tabii ki bir toplumu kendi başına metronun robotlaştırdığını söyleyemeyiz. Ancak, bir araç olarak, robotlaşmakta olan toplumun ince ayarını sağlar. Örneğin, işkolik Almanların dakikliğinin dayanağı metroydu. İşlerin zamanında olmasını, hayatın programlanabilir olmasını, kısacası mekanik bir toplumun saat gibi işlemesini sağlar. Berlin metrosunda beni hayret ve dehşete düşüren bir gözlemim olmuştu. Ne zaman metrodan inip yürüyen bantlardan ve merdivenlerden geçip bir bulvarın ortasından yeryüzüne çıksam, yanı başımdaki yaya geçidinde yayalara hep yeşil yanıyor oluyordu. Kendi kendime “yok canım, bu kadar da olmazâ€? dediysem de hiçbir zaman tersi olmadı. Demek ki bir takım “toplum düzeni mükemmelleştiricileriâ€? bunları düşünüyor ve hesaplıyordu: Metronun varış anı belli, kayan bantların hızı belli, gerisi dört işlem... Herhalde iş yerlerinde de “25 saniye geciktinâ€? diye hesap soran patrona “Yeşil ışığı kaçırmışım da ...â€? diye mazeret bildiriliyordu. Neyse ki Türkiye'de durum henüz bundan çok uzak.
Metro, ortadan kaldırdığı rastlantıların yerine kendine özgü yenilerini de yaratır. Farklı sosyal gruplardan insanları yan yana getirir. Otobüse, dolmuşa asla binmeyen insanları metroda görebilirsiniz. Ancak bu fiziki yan yana gelişin bir duygusal yakınlık oluşturduğunu söylemek zordur. Çünkü metroda geçen zaman “kayıp zamanâ€?dır. Yol yoktur. Yolculuk yoktur. Hayata dair bir heyecan beklenemez. Hacı amca, süslü abla, dershane yolcusu liseli, ... dizleri birbirine değerek, metronun plastik koltuklarında yolculuk ederler. Ama düşünceler sadece varılacak yere ve sonrasına dairdir. Metrodaki “anâ€?lar boştur.
Metro, “düzenliâ€? dünyanın mekaniğinin tıkır tıkır işlemesine hizmet ederken karşıt kültürleri de besler. Modern kent makinası büyüdükçe içindeki boşluklar da artar. Bu boşluklar bireysel olarak veya küçük gruplar halinde alternatif hayat tarzları yaratmak üzere değerlendirilince alt kültürlerin yeşerebileceği ortamlara dönüşür. Bu yönüyle metro, evsizlere barınak, sokak müzisyenlerine sahnedir. Karşıt kültürlerin ve hayat tarzlarının yan yana geldiği alandır.
Metro, modern hayatın yerleşimi metropollere dairdir. Metropol hayatının tamamlayanı, pekiştirenidir. Büyük şehir hayatının mekanikliğini bir derece daha idealize ederek, böyle bir hayatın bireyler üzerindeki yalnızlık, sürüklenme hissi, telaş gibi psikolojik etkilerini de biraz daha derinleştirir. Sürekli sınırlarının ötesine taşarak yayılmakta olan kentin biri birinden iyice uzaklaşmakta olan bölgelerini bağlayarak, metro, bu tanımlanabilir, fiziki ulaşım problemine çözüm olur. Ancak, modern bireyin hayattan kopuş problemi metronun ulaşım alanı dışında kalmaktadır.
Aralık 2003